22 Ekim 2009 Perşembe

BAZI AŞKLAR VARDIR


Bazı aşklar vardır yoğundur, yoğun yaşanır.
Her saniyeni sevdiğin kişiyle geçirmek, her şeyi onunla paylaşmak istersin.
Paylaştığında da mutlu olursun çünkü...

O yanında değilse huzursuz, mutsuz ve yalnızsındır.
Kalbinin attığını; onun yanındayken daha iyi hissedersin, duyarsın, duyduğunu sanırsın.
Sana dokunduğunda; ruhunun okşandığını daha iyi hissedersin.
Diken diken olduklarında tüylerinin varlığını daha net bir şekilde fark edersin.
O varsa sen varsındır, o yoksa yoksundur.
Böyle hisseder, böyle nefes alır, böyle yaşarsın.
Büyü bozulana kadar...

Bazı aşklar vardır, sadece adı aşktır.
Birlikteyken güzel ve mutlu olmanı sağlar.
Ama ayrıyken, aklına gelmeyenle yaşanılan öylesine bir aşktır.
Yaşanılan ilişkinin dışındaki aktörler, seni başka bir dünyanın içine çeker.
Öyle çeker ki aşkını hatırlamazsın bile...
Hatırlamadığın yetmezmiş gibi hatırlatanı da sevmezsin.
Eğer bunu sana hatırlatan sevdiğin, aşkınsa o ilişki bir anda sana zül olur,
sıkıntı bedenini sarar, afakanlarla arkadaş olursun.
Kaçıp kurtulmak, kurtulup başka denizlere yelken açmak istersin.
Çünkü sen aşkı böyle yaşamayı seversin...

Bazı aşklar vardır.
Aşk sadece yaşanılan ilişkinin adıdır.
Oysa yaşanan, yaşandığı sanılan aşk;
farkına bile varmadığın bir anda, günlük alışkanlıklarından birisi haline dönüşmüştür.
Birlikte olunan zamanlar belli, telefon konuşmaları belli,
yapacakların ve yapmayacakların belli olan bir ilişkidir.
İlişki bir kaba girmiş gibidir.
Sanki her şey o kap içinde yaşanıyordur.
Yani sınırları bir şekilde yaşayanlar tarafından çizilmiş bir ilişkidir.
Sınırları değiştirmeye çalışan kaybedecek, terk edilecektir.
Ne yazık ki kaybettiğinde de niye kaybettiğini bir türlü anla(ya)mayacaktır,
“Ben ilişkime sadıktım, ona rağmen terk edildim” diye hayıflanır duracaktır.
Bilmez ki aslında yaşadığı sınırlı bir aşktır ve o sınırları değiştirmeye çalışmıştır.
Yani yaşadığı aşka bir şekilde ihanet etmiştir.
Bu ilişkiler ülkelerin sınırları yüzünden çıkan savaşlar gibidir.
Bu ilişkiler; savaşanların kaybettiği, kaybetmeye mahkum aşklardır...

Sizin aşkınız hangisi?

14 Ekim 2009 Çarşamba

SEVGİYİ HİSSETMEK


Sevginin bulaşıcılığı kolay yaşanır daha doğrusu;
kolay hissedilir bir şey değildir.

Bazen sevgiyi doyasıya yaşayan bile ne yaşadığını tam anlamı ile anlayamayabilir.
Çünkü o sevgiyi hissetmiyor, sadece seviyordur.

Tıpkı büyük çoğunluğun hissetmeden sevdiği gibi...
“Sevdiğini” söylemeden yaşanan sevgiler gibi...
Sadece alışkanlıklara dayanan ve sadece bağımlı yüreklere dayanan yaşamlar gibi...
Ruhsuz sevişmelerin sevdasızlıkları gibi...
Yaşarsınız ama mutlu olmazsınız...

Oysa tıpkı aşkınızın ilk günlerindeki gibi,
yüreğinizi hareketlendiren dokunuşlar hayal değildir.
Zaten yaşamışsınızdır ama unutmuş,
aslında hep yaşamak istediğiniz halde lüzumsuz sıkıntılar nedeniyle,
belki de farkına bile varmadan uzaklaşmışsınızdır.

Belki de yaşamın hızı, sevgiyi olmasa bile,
sevgiyi hissetmeyi hayallerinize hapsetmiş, müebbede mahkum etmiştir.
Özlersiniz ama bir türlü açıkça söyleyemezsiniz.
Yasaktır çünkü...
Özlem içinize yerleşmiş, hırslı bir ihtiras gibi bedeninize hakim olmuştur.

Zaman sizi değil, sevgiyi hissetmeyi değil,
alışkanlıkları, bağımlılıkları seçmiş, onlarla arkadaş olmuştur.

Yalnız kalmış, yalnızlığınızın farkına varamamış ve yaşamı tüketmişsinizdir.
Sevgiyi bilerek ama hissetmeyerek...

29 Ağustos 2009 Cumartesi

YA BU DEVEYİ GÜDERSİN YA DA BU DİYARDAN GİDERSİN



Hayatınızı verdiğiniz, zamanla sizi değiştirmeye başlıyorsa;

orada, o ilişkide bir sorun vardır.

Ya da sorun başlıyordur.



İki şey yapma şansınız vardır.

Ya “tamam” diyerek, sevdiğinizin dediğini, istediğini yaparak değişecek

ve onun istediği kalıba gireceksiniz.

Ya da inatla değişmemek için direneceksiniz.



Hayatınızı, hayatını size vermeye niyetli birisine vermek isteyerek başlayan ilişkiler;

sonradan bu nedenle yara alır veya büyük oranla bu nedenle bozulur.

Çünkü sevdiğiniz adam ya da kadın artık sizi değiştirmek istiyordur.

Değişirseniz; hayatınızı verdiğiniz, vermek istediğinizle,

ilk günkü gibi anlaşamaz olursunuz.

Çünkü siz değişmişsinizdir.



Değişimden sonra kaybolan heyecanınızı isteseniz de geri getiremez,

artık yaşantınızı rutine bağlamak zorunda kalırsınız.

Hani bir söz vardır,

“ya bu deveyi güdeceksin ya da bu diyardan gideceksin” diye…

Aynen sözdeki gibi gitmek istersiniz ama

hayatınıza hükmettiğine inandığınız bilmem kaç tane

zorunluluktan dolayı bir türlü gidemezsiniz.

Ya da sözdeki gibi gidersiniz.



Her ikisi de zordur, her ikisi de bazen insana imkânsız gibi gelir.

Kendinizi çıkmaz bir yolda sıkışmış gibi düşünür ve

içinizin sıkıldığını hatta acıdığını hissedersiniz.

Acıyan içiniz size fısıldar;

“ya bu deveyi güdersin, ya bu diyardan gidersin.”



18 Ağustos 2009 Salı

ESKİ HAYATINIZ


Eski hayatınızı düşünün.

Şu andan eskisini…


İsterseniz bölüm bölüm, isterseniz tek bir parça olarak;

eski hayatınızı satışa çıkarmak ister misiniz?

Evet mi?

Hayır mı?


Sizce eski hayatınızın nesi işe yarar?

Ya işe yaramayan kısımlar, onların alıcısı çıkar mı?

Eski hayatınıza, sizin dışınızda müşteri çıkar mı?


Eski hayatınızdan vazgeçmek kolay mı?

Peki, siz eski hayatınızdan vazgeçer misiniz?

Ya da vazgeçmek ister misiniz?

Sizce eski hayatınıza sizin dışınızda ilgi gösteren olur mu?


“Haydi şimdi zaman tünelinden geçelim” deseler size;

“ne kadar eskiye giderdiniz ve niye giderdiniz?” sorularının cevapları,

aslında sizin hayatınızın da ana fikridir.


Peki, siz eski hayatınızın müşterisi olur musunuz?

Zaman tünelinden geçip eskiyi, tıpkı çok sevdiniz bir filmi izler gibi

tekrar izlemek, tekrar yaşamak ister misiniz?

Yani eski hayatınızın yeni ve tek müşterisi olmak ister misiniz?


Bilinmeyen, keşfedilmeyen ve belki de çok az yaşanacak,

yeni bir hayatın yerine;

eski hayatınızı tekrar yaşamak ister misiniz?


Eski hayatınızı düşünün.

Şu andan eskisini, imkânınız olsa satar mıydınız?

Ya da eski hayatınızın hangi kısmını almak isterdiniz?

Neden almıyorsunuz?


7 Ağustos 2009 Cuma

GELECEĞİNİZİN MUHASEBESİNİ ÇIKARIN

Yaşamın ne kadar kısa olduğu konusunda mutlaka bir yazı okumuşsunuzdur.

Ama siz zaten biliyorsunuz.

Okuduğunuz her yazıda;

öyle ya da böyle hayatınızdan ertelemeleri çıkarmanız gerektiği anlatılır.

Ama siz zaten biliyorsunuz.

O yazılarda madem yaşam kısa;

o zaman yaşadığınız zamanı iyi değerlendirmek gerek,

o yüzden mutlu olmak için, ne gerekiyorsa yapmak gerek diye anlatılır.

Ama siz zaten biliyorsunuz.

Peki, bunu bilmenize, anlamanıza, kabul etmenize ve

desteklemenize rağmen kaçınız bunu uygular.

Kendinize böyle bir soru sorsanız, eminim çoğunuz bu soruya

“hayır” diye cevap verirsiniz.

Oysa “hayır” diyenlerin hemen hemen tamamının, “evet” demek için

oldukça fazla nedeni olmasına rağmen, ne yazık ki “hayır” derler.


Peki neden cevapları net olan soruları bile bile görmezden geliyoruz.

Peki, neden daha mutlu olacağımız şeyleri bilmemize rağmen,

yapmıyoruz, yapamıyoruz.

Ya da yapmayı erteliyoruz.

Sizin cevabınız nedir bilmem ama bence insanoğlu;

alışkanlıklarının esiridir ve yaşamını alışkanlıklar üzerine kurmuştur.

Ya da alışkanlıklar üzerine yaşıyordur.


Şimdi düşünün.

Yaşamınızı düşünün ve yaşamınızdaki alışkanlıklarınızı düşünün.

Alışkanlıklarınızla yaşadıklarınızı, yaşayamadıklarınızı düşünün.

Düşünün alışkanlıklarınız olmasaydı, olacakları düşünün.

Hatta düşünmeyin, oturun boş bir kâğıda bunları yazın.

Böylece vazgeçemediklerinizi, vazgeçtiklerinizi ve

belki de asla vazgeçemeyeceklerinizden ne kadar uzak kaldığınızı

ortaya çıkarmış olursunuz.

Severek yaptıklarınızın yanında sevmeyerek yaptıklarınızı

ortaya çıkarmış olursunuz.

Sevmeyerek yaptıklarınızın yanında da

severek yapmak istediklerinizden ne kadar uzak kaldığınızı

ortaya çıkarmış olursunuz.


Yaşamınızın muhasebesi değil,

yaşayacaklarınızın muhasebesini çıkarın.

Unutmayın bakiyesi geleceğinizdir.

Diyeceğim ama siz zaten biliyorsunuz....